27 Kasım 2011 Pazar

Melancholia


   Bir önceki filmi 'Antichrist' ile dogmadan tamamen sıyrıldığını gördüğümüz Lars von Trier bu 'melankolik' filmiylede aynı yolda ilerlemeye devam adiyor. Evet, belki gene dogmanın olmazsa olmazı el kamerası yoğun bir şekilde kullanılmış. Fakat genede karşımızda duran şey, bir dogma filmine göre çok stilize ve cilalı bir yapım. Peki içi dolu mu? Kesinlikle hayır! İçerisinde görsel olarak birkaç etkileyici an barındırsa da, çok kof kalmış, altında herhangi dolu bir metin barındırmayan, sıkıcı bir film 'Melancholia'.
   Justine ve Claire adında birbirine pek benzemeyen (fiziksel olarak ta birbirine benzemeyen iki oyuncu seçilerek bu görsel olarak kodlanmış) iki kız kardeşin 'melankolik' iç dünyalarını aktarıyor bize film. Benim için, bünyelerinde hiçbir ilgi çekici unsur barındırmayan bu iki karakteri izlemek zor bir deneyim oldu diyebilirim. Filmde ki karakterler için dünyaya yaklaşmakta olan gezegen ne kadar can sıkıcıysa, bu iki kadın da benim için aynı sorunu teşkil etti film boyunca. 'Melancholia' dünyanın üzerine doğru gelirken, onlar da benim üstüme doğru geliyorlardı sanki! Bir önceki filminde olduğu gibi kadınlar gene nefret objesi yönetmen için. Erkek, anlayışlı, sevecen ve cömert iken; kadın ne istediğini bilmeyen, bencil ve daha bir çok sorunu bünyesinde bulunduran bir valık. İnsan merak ediyor... Hangi kadın yada kadınlar, ne yaptı da bu adama; Breaking The Waves'te Bess gibi bir karakteri yazan adam, Antichrist ve Melancholia'yı çekecek noktaya geldi?
   İşin magazinsel olan bu yönünü bırakıp filme dönersek, gene edebiyat ve sanat tarihinden yoğun şekilde beslendiği belli yönetmenin. Justine'i yaratırken, Shakespeare'in Ophelia'sı varmış belli ki aklında. Ee, nede olsa melankolinin ağababası diyebileceğimiz bir karakter 'Ophelia'. Ondan ilham alması hiç te garip değil. Yukarıda gözüktüğü gibi afişte de kullanılan kare, John Everett Milliais'ın 1852 tarihli 'Ophelia' adlı tablosundan esinlenilmiş. Aynı tabloyu filmin içinde, Claire'ın, John'un intihar ettiğini anladığı sahnede arka planda kalan bir kitabın içinde de görüyoruz. Ama dediğim gibi içi boş tüm bu numaraların. 'Antichrist' en azından izleyicisine bir takım duyguları aktarabilmeyi başarıyordu. Burada o tarz bir başarıdan da söz edemiyoruz. Kendisine tavsiyem bir an önce silkinip kendine gelmesi ve bu 'melankolik' yoldan ayrılması.
                                                                
 ''Üzerimize koca bir gezegen yollayıp hepimizi öldürsen bile, kendi içinde bir takım şeyleri aşmayı başaramadıktan sonra sana huzur yok 'Lars' kardeş.''


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder