Terrence Malick; gerek felsefe öğrenimini ,tez danışmanıyla Heidegger
hakkında ters düşüp yarıda bırakmasıyla, gerek 70'lerde gişe olarak
olmasada eleştirmenler nezdinde ortalığı birbirine katan iki film
çektikten sonra 20 yıl sürecek bir inzavaya çekilmesi ve tek bir
röportajının bile olmaması sebebiyle sinema dünyasının Salinger'ı olarak
adledilmiş, etrafında ufak çaplı mitler oluşturulmuş, gerçek anlamda
şahsına münhasır denebilecek bir kişilik ve sanatçı. Filmlerinin
hiçbirinin ana akım sinemayla uzaktan yakından alakası yok.
'Tree of Life' ise sanatçının kendi filmografisinde bile çok farklı
duran bir yapıt. Orta sınıf Abd'li bir aileyi merkezine koyduğu
filminde, insanlık var olduğundan beri süregelen en büyük soru olan
varoluş sorununa kendince cevap arıyor. Cevap arıyor demekten ziyade bu
konu üstüne düşünüyor demek daha doğru olur sanırım. Çoğu yönetmen
düşüncelerini filme aktarır, aralarından bazı özel olanları ise 'film'
yaparak düşünürler. Terrence Malick'te sayıları pek fazla olmayan bu
yönetmenlerden biri. Kendisinin felsefe geçmişi, etkisini tüm
filmlerinde gösterir. Tree of Life'ta ise bu durum en uç nokta da sanki.
Tam da bu sebepten, fragmanının yarattığı beklentiyi karşılamadı
insanlarda. Ama ne bekliyorlardı ki? Fragmanda birkaç dinazor görüntüsü
gördü diye,'a steven spielberg production' bekleyenlerin kendi hatası
bu.Gerçi filmin Cannes'ta, seçkin bir izleyici topluluğuna yapılan ilk gösteriminden sonra da, bir kısım seyirci
tarafından yuhalandığını basından biliyoruz. Bunun sebebi de filmin
biraz didaktik (belki birazdan da fazla) olması sanırım. Söyledikleri
sizin içinize işlemiyorsa eğer, çok itici bulabilirsiniz tavrını. Ama
eğer ucundan kıyısından yakalarsa da, üzerinizde çok büyük etki
yaratabilecek kudrette bir yapıt. Görselliği üstüne ne söylersem söyleyeyim klişe kalacakmış gibi geliyor.
O yüzden nasıl tasvir edeceğimi bilemiyorum açıkçası. O görüntüleri, o müzikler
eşliğinde izlemek terapi etkisi yaratıyor insanın bünyesinde.
Oyunculuklar içinde ayrı bir parantez açmak lazım. Çocuk oyuncuların
hepsi mükemmele yakınken, özellikle Jack'in çocukluğunu oynayan Hunter
McCraken olayı 'aşmış' denebilecek boyuta getirmiş. Daha etkili çocuk
oyuncu performansı gördüm mü bilmiyorum yada şu an için hatırlamıyorum.
Brad Pitt her zaman ki oyununu sergilerken, başka harikalar yaratan
biri de Jessica Chastain adlı kızıl.

Kubrick, 2001: A Space Odyssey'in ilk gösterimini
gerçekleştirdiğinde filmden çıkan bazı insanlar birbirlerine bunun 'ne
bok' hakkında olduğunu sormuşlardı. ' Tree of Life' ta ilerleyen
zamanla birlikte o filmin ulaştığı mertebeye yükselir mi bilemem. Ama benim
için çoktan onun yanında ki yerini almış durumda.
Son olarak, şu 'inayet ve doğa' olayı için bir kaç kelam etmek gerekirse;
Malick, filminde inayeti 'anne', doğayıda 'baba' olarak karşımıza
çıkarmış. Gerçek hayatın kendisinde de durum böyle değilmidir zaten?
Kadınlar karşılaştıkları olayları sindirip özümsemekte pek zorlanmazken;
erkekler ise içgüdüsel davranıp, (belki de doğaları gereği) karşı koyuş
veya saldırganlaşma yoluna gidiyorlar sanki. Sonuçta tıpkı Jack'in içinde olduğu gibi bizim içimizde de devamlı mücadele halindeler.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder