25 Kasım 2011 Cuma

The Tree Of Life



   Terrence Malick; gerek felsefe öğrenimini ,tez danışmanıyla Heidegger hakkında ters düşüp yarıda bırakmasıyla, gerek 70'lerde gişe olarak olmasada eleştirmenler nezdinde ortalığı birbirine katan iki film çektikten sonra 20 yıl sürecek bir inzavaya çekilmesi ve tek bir röportajının bile olmaması sebebiyle sinema dünyasının Salinger'ı olarak adledilmiş, etrafında ufak çaplı mitler oluşturulmuş, gerçek anlamda şahsına münhasır denebilecek bir kişilik ve sanatçı. Filmlerinin hiçbirinin ana akım sinemayla uzaktan yakından alakası yok.

   'Tree of Life' ise sanatçının kendi filmografisinde bile çok farklı duran bir yapıt. Orta sınıf Abd'li bir aileyi merkezine koyduğu filminde, insanlık var olduğundan beri süregelen en büyük soru olan varoluş sorununa kendince cevap arıyor. Cevap arıyor demekten ziyade bu konu üstüne düşünüyor demek daha doğru olur sanırım. Çoğu yönetmen düşüncelerini filme aktarır, aralarından bazı özel olanları ise 'film' yaparak düşünürler. Terrence Malick'te sayıları pek fazla olmayan bu yönetmenlerden biri. Kendisinin felsefe geçmişi, etkisini tüm filmlerinde gösterir. Tree of Life'ta ise bu durum en uç nokta da sanki. Tam da bu sebepten, fragmanının yarattığı beklentiyi karşılamadı insanlarda. Ama ne bekliyorlardı ki? Fragmanda birkaç dinazor görüntüsü gördü diye,'a steven spielberg production' bekleyenlerin kendi hatası bu.Gerçi filmin Cannes'ta, seçkin bir izleyici topluluğuna yapılan ilk gösteriminden sonra da, bir kısım seyirci tarafından yuhalandığını basından biliyoruz. Bunun sebebi de filmin biraz didaktik (belki birazdan da fazla) olması sanırım. Söyledikleri sizin içinize işlemiyorsa eğer, çok itici bulabilirsiniz tavrını. Ama eğer ucundan kıyısından yakalarsa da, üzerinizde çok büyük etki yaratabilecek kudrette bir yapıt. Görselliği üstüne ne söylersem söyleyeyim klişe kalacakmış gibi geliyor. O yüzden nasıl tasvir edeceğimi bilemiyorum açıkçası. O görüntüleri, o müzikler eşliğinde izlemek terapi etkisi yaratıyor insanın bünyesinde. Oyunculuklar içinde ayrı bir parantez açmak lazım. Çocuk oyuncuların hepsi mükemmele yakınken, özellikle Jack'in çocukluğunu oynayan Hunter McCraken olayı 'aşmış' denebilecek boyuta getirmiş. Daha etkili çocuk oyuncu performansı gördüm mü bilmiyorum yada şu an için hatırlamıyorum. Brad Pitt her zaman ki oyununu sergilerken, başka harikalar yaratan biri de Jessica Chastain adlı kızıl.


     Kubrick, 2001: A Space Odyssey'in ilk gösterimini gerçekleştirdiğinde filmden çıkan bazı insanlar birbirlerine bunun 'ne bok' hakkında olduğunu sormuşlardı. ' Tree of Life' ta ilerleyen zamanla birlikte o filmin ulaştığı mertebeye yükselir mi bilemem. Ama benim için çoktan onun yanında ki yerini almış durumda.
Son olarak, şu 'inayet ve doğa' olayı için bir kaç kelam etmek gerekirse; Malick, filminde inayeti 'anne', doğayıda 'baba' olarak karşımıza çıkarmış. Gerçek hayatın kendisinde de durum böyle değilmidir zaten? Kadınlar karşılaştıkları olayları sindirip özümsemekte pek zorlanmazken; erkekler ise içgüdüsel davranıp, (belki de doğaları gereği) karşı koyuş veya saldırganlaşma yoluna gidiyorlar sanki. Sonuçta tıpkı Jack'in içinde olduğu gibi bizim içimizde de devamlı mücadele halindeler.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder